Otomatik Ayaklar
Ben, kadim bir kentte yapayalnız büyüdüm. Sırılsıklam, bir kentin sahillerinde yürüdüm Ve ben, heyecanla terk ettiğim bu kente Ruhum yıkık dökük geri döndüm. Aç kapıyı, kürkçü efendi; Bilmem, bu kaçıncı gecedir yine sana geldim. En karanlığında gecenin, eskimiş kaldırımlardan, Tam ortasında, elektrik panosu olan kaldırımlarından, Hiç de kavga etmeden o demirden kutularla, Ben yine sana geldim. Usul ve sakin ve kimsesizsin diye, Üstelik gelmek için hiçbir neden yokken , Ben yine sana geldim. Ah, benim şu otomatik ayaklarım... Şimdi kapını dahi çalmadan geri dönüyorlar. Ah, benim şu otomatik adımlarım... Duyumsuyorsunuz kâinatı, o eşsiz kâinatı. Oysa sen, bin gece evvelden Bin kilometre öteden duyarsın Topuklu ayakkabılarımın kaldırımlarla olan kavgasını. Elerim dokunamasa dahi kapının yoz tokmağına, Soyunmuş ve de sessizce yürüsem dahi asfaltın üstünde, Esrimiş ruhun kapıların...