Kayıtlar

Sitareler

Ne acayip, nefsin gadri küfre gebe! O vakit bu kibir, bu hayasızlık da ne? Şimdi örtün üstünü, kimseler görmesin; Haramdır soyunmak, ondan başkası bilmesin. Bir giz saklı  sende  El-Hakk,  benim yanıldığım! Bin bir gece hakikat diye harama sarıldığım. Beyhude bunca acı, beyhude bunca keder... Aklım nerde düştüyse orda oldu heder. Anladım, âdem değildir ezelden ve ebetten. Anladım zühd ile beklenir gayrısı ecelden. Bilirim zamanı değil, bilirim mekanı değil. Yol gözleyenlerden bir fukara mı halim?            -Hiç değil! Ama bir vehme düştüm ki, bin tövbe bin haşa! Fakat fısıltıyla anmak hakikati aşırmaktır arşa. Öyleyse neden korkar ellerim, sukutuhayalden mi? Yoksa sübutu mu gözler gözlerim Kalu Bela'dan beri. Sır bu ya, bilinmez gözleri mi saadette son merhale. Âmâ kalınır huzurunda, öyle görkemli bir hâle! Çünkü sitareler çevrelemiş çehresini, kainat gibi, Avare aklım ne anlar ahudan, ah, divane gibi! Ey füruzanlar füruzanı, seninle vecde g...

Otomatik Ayaklar

Ben, kadim bir kentte yapayalnız büyüdüm.  Sırılsıklam, bir kentin sahillerinde yürüdüm  Ve ben, heyecanla terk ettiğim bu kente  Ruhum yıkık dökük geri döndüm.  Aç kapıyı, kürkçü efendi; Bilmem, bu kaçıncı gecedir yine sana geldim.  En karanlığında gecenin, eskimiş kaldırımlardan,  Tam ortasında, elektrik panosu olan kaldırımlarından,  Hiç de kavga etmeden o demirden kutularla,  Ben yine sana geldim.  Usul ve sakin ve kimsesizsin diye, Üstelik gelmek için hiçbir neden yokken ,  Ben yine sana geldim.  Ah, benim şu otomatik ayaklarım... Şimdi kapını dahi çalmadan geri dönüyorlar.  Ah, benim şu otomatik adımlarım... Duyumsuyorsunuz kâinatı, o eşsiz kâinatı.  Oysa sen, bin gece evvelden  Bin kilometre öteden  duyarsın  Topuklu ayakkabılarımın kaldırımlarla olan kavgasını.  Elerim dokunamasa dahi kapının yoz tokmağına,  Soyunmuş ve de sessizce yürüsem dahi asfaltın üstünde, Esrimiş ruhun kapıların...

Böylesi Uzun Gecelerin Ağıdı

Çelikten gömleğim müsaade etti bu gece, Ve önünde eğildim mahviyetin. Oysa etten ve kemiktendim, Ve çırılçıplak doğmuştum annemden. Zihnimin vitrayları zalime boyun eğdi, Yahut eğdi eğecek. Şimdi sokaklarınız kararmak üzere, Yıkılmış ve dökülmüş ve karanlık… Acırım sizlere!   Bu gece gökten bir yabancı indi, Yamalı fistanıyla, uzun saçlarıyla, pos bıyığıyla… Yıkık dökük, garip ve viran… Böylesi adamlar eksik olmazdı bu kentten, İnsanlarım! Öyleyse bu hayret neden?   Kulak verin sözlerime, ilahi çağrıdır bunlar, Tanrı insanları izlemiş, Sanma ki seni gözlerinden gizlemiş! Şimdi örtün üstünü, görmesin, Haramdır soyunmak, ondan başkası bilmesin. Sabah ola, kavuş Mihriban’a! Neredesin Mihriban?

Töz

Biliyorum, onca kederi ve dehşeti Anımsıyorum korkak düşlerimi  Islanmış yastıkları, kirlenmiş çarşafları Heyhatlar, feryatlar, figanlar Düşlüyorum o karlı geceyi Beyazın örttüğü kirli şehveti Soracaklar, susacağım, dilim varmayacak İşte o vakit anlayacağım beni bekleyen sonsuz dehşeti Herkes gittiğinde sessizlik çöker Toprak kokar, yalnızlık başlar Küçük bir gülümseme ve ardından Sonsuz kırmızı bir balon, gözlerin gibi Korkma gelmeyeceğim , söz verdiğim gibi Anımsıyorum şimdi kenti, dar kaldırımları, topuklu ayakkabıları Gidiyorum, bir çınar ağacının tözünde  Yeniden varlık buluyorum, ormanlar gibi.

Piyano

Ters asılı piyanoyu unut Henüz erken ölmek için Tabii... Cennette var tanrı katında Ya da bir yolculukta, çok uzaklarda Ters asılı piyanoyu unut Üçüncü bir yol mümkün Bir güvercin kanadı alır bizi Bu mahalleden, is kokan bu kentten/cismimizden Ters asılı piyanoyu unut Ardında bulutlar da var Bırak o mabet gizli kalsın Kenti sansürleyen buğulu camlarda Ters asılı piyanoyu unut Çünkü gökten elma düşmeyecek Zihnimin renkli vitraylarından  Aydınlanır tüm sokaklar Yeter ki ters asılı piyanoyu unut / kulak ver sese