Otomatik Ayaklar
Ben, kadim bir kentte yapayalnız büyüdüm.
Sırılsıklam, bir kentin sahillerinde yürüdüm
Ve ben, heyecanla terk ettiğim bu kente
Ruhum yıkık dökük geri döndüm.
Aç kapıyı, kürkçü efendi;
Bilmem, bu kaçıncı gecedir yine sana geldim.
En karanlığında gecenin, eskimiş kaldırımlardan,
Tam ortasında, elektrik panosu olan kaldırımlarından,
Hiç de kavga etmeden o demirden kutularla,
Ben yine sana geldim.
Usul ve sakin ve kimsesizsin diye,
Üstelik gelmek için hiçbir neden yokken,
Sırılsıklam, bir kentin sahillerinde yürüdüm
Ve ben, heyecanla terk ettiğim bu kente
Ruhum yıkık dökük geri döndüm.
Aç kapıyı, kürkçü efendi;
Bilmem, bu kaçıncı gecedir yine sana geldim.
En karanlığında gecenin, eskimiş kaldırımlardan,
Tam ortasında, elektrik panosu olan kaldırımlarından,
Hiç de kavga etmeden o demirden kutularla,
Ben yine sana geldim.
Usul ve sakin ve kimsesizsin diye,
Üstelik gelmek için hiçbir neden yokken,
Ben yine sana geldim.
Ah, benim şu otomatik ayaklarım...
Ah, benim şu otomatik ayaklarım...
Şimdi kapını dahi çalmadan geri dönüyorlar.
Ah, benim şu otomatik adımlarım...
Duyumsuyorsunuz kâinatı, o eşsiz kâinatı.
Ah, benim şu otomatik adımlarım...
Duyumsuyorsunuz kâinatı, o eşsiz kâinatı.
Oysa sen, bin gece evvelden
Bin kilometre öteden duyarsın
Topuklu ayakkabılarımın kaldırımlarla olan kavgasını.
Elerim dokunamasa dahi kapının yoz tokmağına,
Soyunmuş ve de sessizce yürüsem dahi asfaltın üstünde,
Esrimiş ruhun kapıların ardını görür ya!
Görmez olur mu hiç?
O hâlde ne duruyorsun, darılma ellerime.
Öyle zamansız, öyle ahlaksız bir yolculukta belirdim.
Bir anlık bu utanç öldürüyor şimdi cismimi.
Utandırıyor otomatik adımlarım;
Kapında bozulan mekanik kollarım
Utanıyor insanlığımdan.
Ama sen yine de aç kapıyı, kürkçü efendi!
Her adımda metale boğuluyorken cismim,
Yağmurlardan evvel bir kürk isterim.
Ya bir ayıdan, ya bir kurttan ya da bir köpekten...
Ne fark eder, yeter ki pas tutmasın bedenim.
Bari bu yeni bedenim...
Topuklu ayakkabılarımın kaldırımlarla olan kavgasını.
Elerim dokunamasa dahi kapının yoz tokmağına,
Soyunmuş ve de sessizce yürüsem dahi asfaltın üstünde,
Esrimiş ruhun kapıların ardını görür ya!
Görmez olur mu hiç?
O hâlde ne duruyorsun, darılma ellerime.
Öyle zamansız, öyle ahlaksız bir yolculukta belirdim.
Bir anlık bu utanç öldürüyor şimdi cismimi.
Utandırıyor otomatik adımlarım;
Kapında bozulan mekanik kollarım
Utanıyor insanlığımdan.
Ama sen yine de aç kapıyı, kürkçü efendi!
Her adımda metale boğuluyorken cismim,
Yağmurlardan evvel bir kürk isterim.
Ya bir ayıdan, ya bir kurttan ya da bir köpekten...
Ne fark eder, yeter ki pas tutmasın bedenim.
Bari bu yeni bedenim...
Yorumlar
Yorum Gönder